|
|
|
|
|
||
|
Türkiye'de Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Yapılan Çalışmalar ve Alınan Önlemler
4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun Aklama suçu hukuk sistemimizde ilk olarak 19.11.1996 tarihinde yürürlüğe giren 4208 sayılı Kanunun 2/b maddesinde “Karapara aklama suçu” adıyla tanımlanmıştır. Aklama suçu ile mücadelenin genel çerçevesini de çizen 4208 sayılı Kanun uyarınca kurulan Mali Suçları Araştırma Kurulu 1997 yılının Şubat ayında çalışmalarına başlamıştır. Aklama suçunun önlenmesine dair tedbirler bütünü olan “yükümlülükler” ile bu yükümlülüklere tabi olan “yükümlüler” ise 4208 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan ve 02/07/1997 tarih ve 23037 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair 4208 sayılı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik”le belirlenmiştir. Yönetmelikte yer alan yükümlülüklerden özellikle kimlik tespiti, şüpheli işlem bildirimi, uyum görevlisi atanması, eğitim ve iç denetim yükümlülüklerine ilişkin olarak yayımlanan 4 adet Genel Tebliğ ile uygulama usul ve esasları ayrıntılı bir şekilde belirlenmiştir. Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik ile, 4208 Sayılı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer taraftan “Suç Gelirlerinin ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik”in Geçici 1 inci maddesine göre; 5549 sayılı Kanunun 5 inci maddesi gereğince çıkarılacak Yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar 4208 Sayılı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 14/A maddesi, 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası ile 16/A maddesinin uygulanmasına devam olunacaktır. Yükümlüler ve yükümlülükler, “5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun” ve “Suç Gelirlerinin ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik” ile yeniden düzenlenmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Hukuk sistemimizde ilk olarak 4208 sayılı Kanun’la tanımlanan aklama suçu, 1 Haziran 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama” başlıklı 282 nci maddesinde yeniden düzenlemiştir. Maddeye göre;
Ülkemizde 4208 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde aklamaya konu değerlerin elde edildiği öncül suçlar sayma yöntemi ile belirlenmişken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun aklama suçunun düzenlendiği 282. maddesinde “alt sınırı bir yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar” denilmek suretiyle eşik yaklaşımı benimsenmiştir. 4208 sayılı Kanunda kullanılan “karapara” kavramı yerine ise “suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri” ibaresine yer verilmiştir. 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun Suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadelede uluslararası standartlar da dikkate alınarak hazırlanan 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun, 18 Ekim 2006 tarih ve 26323 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Aklama suçunun cezalandırılması ve soruşturulması konusunda temel ceza ve usul kanunlarının uygulanması esası benimsendiğinden Kanunda bu yöndeki düzenlemelere yer verilmemiştir. Daha önce yönetmelik ve tebliğlerle belirlenen yükümlülüklerle ilgili temel esaslar ise 5549 sayılı Kanun kapsamına alınmış ve yükümlülüğe aykırı davranışların cezalandırılmasında ikili bir ayrıma gidilmiştir. Buna göre daha önce hapis cezası yaptırımı öngörülen kimlik tespiti, şüpheli işlem bildirimi gibi bazı temel yükümlülüklerin ihlalinde idari para cezası uygulaması benimsenmiştir. 5549 sayılı Kanunda öngörülen bir diğer önemli değişiklik ise aklamanın önlenmesine yönelik tedbirlerin terörün finansmanı için de uygulanmasıdır. 4208 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği gereğince yükümlüler, işleme konu malvarlığının yasa dışı yollardan elde edildiğine dair şüpheli bir hususun bulunması halinde bu işlemleri MASAK’a bildirmek zorundadır. 5549 sayılı Kanunda ise işleme konu malvarlığının yasa dışı amaçlarla kullanıldığına dair şüpheli bir hususun varlığı halinde de şüpheli işlem bildirim zorunluluğu öngörülmüştür. Böylece özellikle terörün finansmanı amacıyla kullanılan fonlar ve ilgililer hakkında gerekli tedbirlerin alınması amaçlanmıştır.
Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik 5549 sayılı Kanuna istinaden hazırlanan “Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik” 09.01.2007 tarih ve 26751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 01.04.2008 tarihinde yürürlüğe girecek olan Yönetmeliğin hazırlanmasında; bilişim alanındaki gelişmeler, finansal araçlardaki çeşitlenmeler, finansal faaliyetlerin hızlı, karmaşık ve sınır tanımayan bir boyut kazanması hususları göz önünde bulundurularak ülkemiz ihtiyaçlarını karşılamak ve aynı zamanda mevzuatımızı uluslar arası standartlarla uyumlu hale getirmek amacı göz önünde tutulmuştur. Yönetmelik, aklama suçunun yanında terörün finansmanının önlenmesine yönelik tedbirleri de içermesi açısından ayrı bir öneme sahiptir. Yönetmelikte temel olarak;
konuları düzenlenmiştir. Yönetmelikte yer alan temel tedbirler, başta finansal kuruluşlar olmak üzere yükümlülerin iş ilişkisi içinde oldukları müşterilerini tanımalarını, aklama ve terörün finansmanı ile ilgili olarak karşılaştıkları şüpheli işlemleri Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına (MASAK) bildirmelerini, ilgili bilgi ve belgeler ile kayıtları muhafaza ve yetkili birimlerce istenildiğinde ibraz etmelerini içermektedir. Aklama ve terörün finansmanı suçunun önlenmesinde en önemli unsur, müşterinin tanınmasıdır. Yönetmelik, yükümlülerce gerektiğinde risk temelli yaklaşımlar benimsenerek müşterinin tanınması konusunda gerekli tüm önlemlerin alınmasına ve aklamanın yanı sıra terörün finansmanının önlenmesi konusunda da yeterli dikkat ve özeni göstermelerinin sağlanmasına yönelik hükümler içermektedir. Uygulamada tereddüt yaşanmaması için kimlik tespitini gerektiren işlemler, nitelik ve eşik tutarlar belirtilmek suretiyle detaylı şekilde belirlenmiştir. Bu kapsamda gerçek kişiler, ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler, dernek ve vakıflar, sendika ve konfederasyonlar, siyasi partiler, yurt dışında yerleşik tüzel kişiler, tüzel kişiliği olmayan teşekküller ve kamu kurumları için ayrı ayrı düzenleme yapılmıştır. Müşterinin tanınması sadece kimlik tespiti yapılması ile sınırlı bir yükümlülük olmadığından aklama ve terörün finansmanı bakımından yüksek risk taşıyan müşterilerin, iş ilişkilerinin ve işlemlerin belirlenmesi de önleyici tedbirler kapsamında düzenlenmiştir. Yükümlülere şüpheli işlemlerin yanı sıra karmaşık ve olağandışı büyüklükteki işlemlere özel dikkat gösterme zorunluluğu getirilmek suretiyle bu tür işlemlerin yakın takibi amaçlanmıştır. Önleyici tedbirlerin ana unsurlarından olan şüpheli işlem bildiriminde ise yükümlü gruplarının sunduğu hizmetlerin, aklamanın yanı sıra terörün finanse edilmesi amacıyla da kötüye kullanılmasının engellenmesi ve bildirim mekanizmasının sağladığı bilgi paylaşımı ile bu suçların önlenmesi ve tespiti amaçlanmıştır. Yönetmelikte, ayrıca getirilen yükümlülüklere uyum düzeyinin ve ihlallerin tespiti ile yükümlülüklere uyumun sağlanmasına yönelik yükümlülük denetimine ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Getirilen yükümlülüklere uyumun sağlanması ve yükümlülerce gerekli eğitim ve diğer çalışmaların yapılabilmesi için, Yönetmeliğin yürürlük tarihi 01.04.2008 olarak belirlenmiştir. Yükümlülere, Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla sürekli iş ilişkisi içinde oldukları müşterilerinin kimlik tespiti kapsamındaki bilgilerini Yönetmeliğe uygun hale getirmeleri için Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay süre tanınmıştır. Böylece eski uygulamadan yeni uygulamaya geçişin bir süreç dâhilinde ve sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.
|
||
|
Kullanım Şartları | Copyright © 2008 MASAK T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı
|
||