English | İletişim

Karaparanın Aklanmasıyla Mücadelede Uluslararası Sözleşmeler/Diğer Düzenlemeler ve Örgütler

UYUŞTURUCU VE PSİKOTROP MADDELERİN KAÇAKÇILIĞINA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİ (Viyana Konvansiyonu)

19 Aralık 1988 tarihinde BM gözetiminde imzaya açılmış ve Kasım 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme ile uyuşturucu ve psikotrop madde kaçakçılığı ile uluslararası boyutta etkin bir mücadele sağlanması için Taraflar arasındaki işbirliğinin artırılması amaçlanmıştır.

Sözleşmede öncül suç ya da karapara aklama suçu başlıkları altında tanım yapılmamakla birlikte; taraf ülkelerin,

  • uyuşturucu ve psikotrop maddenin üretimi, imalatı, çıkarılması, hazırlanması, satışı, dağıtımı, teslimi, sevkı, transit sevkı, nakli, ithali ve ihracı,
  • bir mamelekin bu suçlardan birinden veya bu suç veya suçlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek, mamelekin yasadışı kaynağını gizlemek, olduğundan farklı göstermek veya böyle bir suçun işlenmesine karışmış bir kişinin eylemlerinin yasal sonuçlarından kaçmasına yardımcı olmak amacıyla bu mamelekin başka bir mameleke dönüştürülmesi veya devredilmesi,
  • uyuşturucu suçlarından birinden veya bunlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek, malvarlığının gerçek niteliğinin, kaynağının, yerinin, hareketinin, gerçek sahibinin gizlenmesi ya da olduğundan farklı gösterilmesi,
  • uyuşturucu suçlarından ya da bu suçlara iştirakten kaynaklandığını bilerek, bu malvarlığının edinilmesi, sahip olunması, ya da kullanılması,
  • bir başkasını bu suçlardan birini işlemeye veya uyuşturucu veya psikotrop maddeleri kaçak olarak kullanmaya yöneltilmesi, teşvik edilmesi,
  • bu suçların işlenmesi amacıyla örgüt oluşturulması, işbirliği yapılması, teşebbüste bulunulması, yardımcı olunması, kolaylık ve yol gösterilmesi,

fiillerinin suç olarak sayılması için gerekli önlemleri alacakları öngörülmüştür.

Sözleşme ile, taraf devletlerin, bu suçların işlenmesini hapis veya hürriyeti kısıtlayıcı diğer cezalar, para cezası ve müsadere gibi cezai yaptırımlara tabi tutmalara öngörülmüştür.

Sözleşmede müsadere “hakkın kaybedilmesi kavramı da dahil olmak üzere, mahkeme veya başka bir yetkili makamın kararıyla mülkiyetin sürekli olarak kaybedilmesi” olarak tanımlanmış ve her bir taraf devletin uyuşturucu suçlarından elde edilen kazançların veya bu kazançlara karşılık gelen malvarlığının, bu suçlarda kullanılan ya da kullanılması amaçlanan araçların müsadere edilebilmesi amacıyla gerekli önlemleri almaları öngörülmüştür. Ayrıca müsaderenin uygulanabilmesi için taraf ülkelerin tam bir işbirliği içinde bulunmaları, banka, mali ya da ticari kayıtların adli yardımlaşma kapsamında istenebileceği ve dahası taraf ülkelerin “banka hesaplarının gizliliği” gerekçesiyle bilgi vermekten kaçınamayacakları hüküm altına alınmıştır.

Sözleşmede ayrıca “kontrollü teslimat” uyuşturucu suçlarının ve bu suçlardan kaynaklanan gelirlerin aklanması suçlarının işlenmesine iştirak etmiş olan kişilerin tespit edilmesi amacıyla, kaçak veya kaçak olmasından şüphelenilen, bir biçimde sevk edilen uyuşturucu ve psikotrop maddelerin bu Sözleşmenin ekinde yer alan tablolarda kayıtlı maddelerin veya onların yerine geçen maddelerin ilgili ülkelerin yetkili makamlarının bilgisi ve denetimi altında bir veya birçok ülke itibariyle girişine, geçişine veya çıkışına olanak veren yöntem olarak tanımlanmış ve taraf devletlerin kontrollü teslimat yönteminin uygulanabilmesi için gerekli önlemleri almaları öngörülmüştür.

Viyana Konvansiyonu Türkiye tarafından 20.12.1988 tarihinde imzalanmış ve 22.11.1995 tarih ve 4136 sayılı Kanun ile onaylanarak 25.11.1995 tarih ve 22474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

SUÇ GELİRLERİNİN AKLANMASI, ARANMASI, ZAPT EDİLMESİ VE MÜSADERE EDİLMESİ HAKKINDA AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (Strazburg Konvansiyonu - AK Sözleşmesi 141)

Suçtan gelir elde edilmesinin önlenmesi amacıyla, suç gelirlerinin müsadere edilerek aklanmasının önlenmesi ve ayrıca bu amaçla uluslararası işbirliğinin sağlanmasına yönelik olarak, Avrupa Konseyi tarafından 08.11.1990 tarihinde “Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Sözleşme” kabul edilmiştir. Sözleşmenin hazırlanmasının temel nedeni, uluslararası bir sorun haline gelen ağır suçlarla mücadelenin en iyi yolunun suçluların suçtan elde ettikleri gelirden mahrum ederek bu suçları tekrar işlemelerinin önlenmesi ve bu konuda uluslararası işbirliğinin tam olarak sağlanmasıdır.

Sözleşmenin 1(e) maddesinde öncül suç tanımlanmıştır. Buna göre “öncül suç”; işlenmesi sonucunda kazanç elde edilen ve Sözleşmenin 6'ncı maddesinde tanımlanan aklama suçlarının birisinin konusu olabilecek herhangi bir cezai suç’’tur. Sözleşmenin 6'ncı maddesinde, tüm suçlardan elde edilen gelirlerin aklanmasının suç sayılacağı öngörülmüş olmakla birlikte hangi suçlardan elde edilen gelirlerin aklama suçunun öncül suçu olduğunu belirleme konusunda devletlere çekince koyma serbestisi tanınmıştır. Buna göre, Sözleşmeye taraf devlet çekince koymadıkça, tüm suçları öncül suç olarak kabul etmiş sayılacaktır.

Sözleşme uyarınca taraf devletler, suçtan elde edilen gelirlerin veya suçta kullanılan malvarlığının ya da bunlara eşdeğerdeki malvarlığının müsadere edilebilmesi için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır. Bununla birlikte taraf devletlerin hangi suçların bu hüküm kapsamında bulunduğunu bildirme yetkisi bulunmaktadır. Yani taraf devlet, uygun görmesi durumunda, tüm suç gelirleri için değil kendi belirlediği bazı suçlardan elde edilen gelirler için bu Sözleşmeyi onaylayabilir. Sözleşme uyarınca, müsadereye tabi gelir ile kastedilen, suçtan elde edilen gelirin yanı sıra söz konusu gelirlere ulaşılamaması halinde bunlara karşılık gelen malvarlığıdır.

Sözleşme gereğince taraf devletler, müsadereye tabi malvarlığının tespitini ve takibini yapabilmek ve bu malvarlıklarının elden çıkarılmasını veya nakline yol açan herhangi bir muameleyi önleyebilmek için iç hukuklarında gerekli olan yasal düzenlemeleri yapacak ve diğer tedbirleri alacaktır.

Sözleşmede, uluslararası işbirliği konusunda ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre; müsadere amacıyla ceza kovuşturması veya adli kovuşturma başlatan diğer bir taraf devletin talep etmesi halinde, her bir taraf, daha sonraki bir aşamada müsadere talebine konu olabilecek veya böyle bir talebi karşılayabilecek şekilde ticaretinin, nakledilmesinin veya elden çıkarılmasının önlenmesi için malvarlığının dondurulması veya zapt edilmesi gibi gerekli geçici tedbirleri iç hukukunun izin verdiği ölçülerde yerine getirecektir. Bununla birlikte, Sözleşmenin 13'üncü maddesi ile getirilen “müsadere yükümlülüğü” uyarınca; sözleşmeye taraf olan diğer bir Devlet tarafından, ülkesinde bulunan suç kaynaklı gelirlerin veya vasıtaların müsaderesi talebini alan taraf Devlet;

  • bu gibi gelirler veya vasıtalarla ilgili olarak talep eden Taraf mahkemesi tarafından verilen müsadere kararını uygulayacak; veya
  • bu talebi, bir müsadere kararının alınması için kendi yetkili makamlarına sunacaktır ve bu şekilde karar alınması halinde uygulayacaktır.

Talep edilen Taraf tarafından müsadere edilen malvarlığı, ilgili taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, talep edilen tarafın kendi iç hukukuna göre kullanılacaktır.

Sözleşmede yardım taleplerinin hangi gerekçelerle reddedilebileceği de belirtilmiştir. Örneğin; talebin ilgili olduğu suçun siyasi veya mali olması, istemin yerine getirilmesinin talep edilen tarafın temel hukuk prensiplerine aykırı olması, istemin yerine getirilmesinin, talep edilen Tarafın egemenliğine, güvenliğine, kamu düzenine ya da diğer temel menfaatlerine zarar vermesi olasılığının olması durumunda talep reddedilebilecektir.

Sözleşme uyarınca her bir taraf, yaptıkları talepleri diğer bir tarafa iletmek ve kendilerine yapılan taleplere cevap vermek veya bunları yetkili makamlara iletmekle sorumlu olacak bir merkezi makamı veya makamları tayin etmekle yükümlüdür. Bu hükümle, karşılıklı yardımlaşmanın daha hızlı ve etkin bir şekilde ve bir takım formalitelere tabi olmaksızın gerçekleştirilebilmesi amaçlanmıştır.

Strazburg Konvansiyonu, Türkiye tarafından 27 Eylül 2001 tarihinde imzalanmış ve onaylanması 16 Haziran 2004 tarihli ve 5191 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur.

TERÖRİZMİN FİNANSMANI VE SUÇTAN ELDE EDİLEN GELİRLERİN AKLANMASI, ARANMASI, ELKONMASI VE MÜSADERESİ HAKKINDAKİ AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (AK Sözleşmesi 198)

1990 tarihli Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Strazburg Konvansiyonu), uluslararası gelişmeler doğrultusunda yeniden gözden geçirilerek güncellenmiş ve bu kapsamda hazırlanan Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi 16 Mayıs 2005 tarihinde imzaya açılmıştır.

Bu Sözleşme’nin Strazburg Konvansiyonu ile temel farklarından biri aklama suçunun yanı sıra terörizmin finansmanını da kapsamasıdır. Sözleşmede, Birleşmiş Milletler nezdinde hazırlanan “Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme”nin 2 nci maddesinde yapılan terörün finansmanı tanımı benimsenmiş ve Sözleşmenin III, IV ve V inci bölümlerinde yer alan tüm hükümlerin (tedbir, müsadere, soruşturma yetkileri ve teknikleri, önleyici tedbirler, uluslararası adli işbirliği, mali istihbarat birimleri arasındaki idari işbirliği) terörizmin finansmanı için de uygulanması öngörülmüştür.

Aklama suçu için Strazburg Konvansiyonunda yapılan tanım ise aynen muhafaza edilmiştir. Sözleşmede ayrıca mali istihbarat birimi (Financal Intelligence Unit-FIU) tanımına ve aklama suçu ve terörün finansmanı kapsamında alınacak kimlik tespiti ve şüpheli işlem bildirimi gibi önleyici tedbirlere de yer verilmiştir.

Türkiye Sözleşmeyi 28 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır.

SINIRAŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİ (Palermo Konvansiyonu)

Organize suçlarla mücadelede ilk uluslararası düzenlemedir. 15 Kasım 2000’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş, 12-15 Aralık 2000 tarihinde de Palermo’da imzaya açılmıştır. Türkiye sözleşmeyi 30.01.2003 tarih ve 4800 sayılı Kanun ile kabul etmiştir.

Sözleşmenin amacı ; sınır aşan örgütlü suçların önlenmesi ve daha etkili bir şekilde mücadele edilmesi için işbirliğinin geliştirilmesidir.

Sözleşmenin kapsamına; sınır aşan nitelikteki ve örgütlü suç gruplarınca işlenen;

  • üst sınırı 4 yıl veya daha fazla hürriyetten mahrumiyeti veya daha ağır bir cezayı gerektiren suçlar (ağır suçlar),
  • örgütlü suç grubuna katılma,
  • karapara aklama,
  • yolsuzluk ve
  • adaletin engellenmesi suçları,

girmektedir.

Karapara aklama suçu Sözleşmenin 6'ncı maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşme ile taraf devletlerden kara para aklama suçunda öncül suçları, ağır suçlar, örgütlü suç grubuna katılma, yolsuzluk ve adaletin engellenmesi suçlarını da kapsayacak şekilde en geniş şekliyle belirlemeleri istenmiş, ülkelerce öncül suçların tespitinde sayma yönteminin benimsenmesi durumunda asgari olarak örgütlü suç gruplarınca işlenen suçların karapara aklamanın öncül suçu olarak belirlenmesi istenmiştir.

Sözleşmenin 7 inci maddesi karapara aklama ile mücadele önlemlerine ilişkindir. Buna göre taraf devletlerden,

  • bankalar ve banka dışı mali kuruluşlar ile karapara aklamaya müsait diğer kurumlara kimlik tespiti, kayıtların saklanması ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi yükümlülüklerinin getirilmesi,
  • karapara aklamaya ilişkin bilginin toplanması, analizi ve yasa uygulama birimlerine iletilmesi için ulusal merkezi bir birim olan mali istihbarat birimi kurulması,
  • nakit ve parasal değeri haiz her türlü evrakın sınır ötesi hareketinin denetlenmesi, izlenmesi ve bunların sınır ötesi nakline ilişkin bildiriminde bulunulmasını istenmiştir.

Sözleşmede ayrıca suç gelirlerine el konulması ve müsaderesi, suçların önlenmesinde özel soruşturma yöntemlerinin kullanılması, suçluların iadesi ve karşılıklı adli yardım konularında düzenlemeler yer almaktadır.

MALİ EYLEM GÖREV GÜCÜ (FINANCIAL ACTION TASK FORCE- FATF)

Genel Bilgi

FATF, 1989 yılında G-7 ülkeleri (ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada) tarafından karapara aklamanın uluslararası alanda önlenmesi amacıyla OECD bünyesinde kurulmuştur. 11 Eylül 2001 tarihinden sonra vizyonuna terörün finansmanı ile mücadeleyi de dahil eden FATF’nin halen 32 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere toplam 34 üyesi bulunmaktadır. Türkiye, 24 Eylül 1991 tarihinde FATF’e üye olmuştur. FATF’in üyeleri şunlardır: ABD, Almanya, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Belçika, Brezilya, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hollanda, Hong-Kong, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Japonya, Kanada, Lüksemburg, Meksika, Norveç, Portekiz, Rusya Federasyonu, Singapur, Türkiye, Yeni Zelanda, Yunanistan, Avrupa Komisyonu, Körfez İşbirliği Konseyi. Ayrıca, FATF benzeri bölgesel kuruluşlar olan, MENAFATF, MONEYVAL, APG, GAFISUD “imtiyazlı üye” (associate member) sıfatına haizdir.

FATF faaliyetlerini, Genel Kurul toplantıları ve çeşitli konularda çalışmak üzere oluşturulan çalışma gruplarının gerçekleştirdiği toplantılar yoluyla yürütmektedir. FATF, her yıl üç Genel Kurul toplantısı gerçekleştirmektedir. Bu toplantılar her yıl genellikle Ekim, Şubat ve Haziran aylarında yapılmaktadır. Ayrıca FATF tarafından “Terörizmin Finansmanı Çalışma Grubu”, “AML/CFT Değerlendirmeleri ve Uygulama Çalışma Grubu”, “Tipoloji Çalışma Grubu”, ve “Geçici Grup” (Ad Hoc Group) toplantıları ile özel sektörle yürütülen toplantılar düzenlenmektedir.

FATF, üye ülkeleri karapara aklama ve terörün finansmanının önlenmesi konusunda gösterdiği gelişmeler bakımından periyodik olarak denetlemekte ve değerlendirmektedir. Üye ülkeleri daha önce iki defa değerlendirmeye tabi tutan FATF, III. tur ülke değerlendirmelerini sürdürmektedir.

“Karşılıklı Değerlendirme Süreci” olarak ifade edilen bu süreci ana hatları ile;

  • Değerlendirmeye tabi tutulan ülkenin karapara aklama ve terörün finansmanı ile mücadele sistemini tanımaya yönelik olarak Kırk Tavsiye ve AML/CFT metodolojisine göre hazırlanan sualnamenin ilgili ülke tarafından cevaplandırılması,
  • Diğer üye ülke temsilcileri ile Sekreterya’dan katılan yetkililerden oluşan FATF Değerlendirme heyetinin ülkeyi yerinde ziyaret etmesi (on site visit) ve bu kapsamda ilgili ülkenin karapara aklama ve terörün finansmanı ile mücadelede görev alan birim yetkilileri ile görüşerek sistemlerini yakından tanıması,
  • Sualname cevaplarının değerlendirilmesi ve yerinde ziyaret sonrası FATF tarafından hazırlanan ülke raporunun Genel Kurul toplantısında görüşülmesi,

Aşamaları oluşturmaktadır.

FATF, ülke raporunda tespit edilen eksiklikleri iki yılda bir yapılan güncelleştirme (Biennial Update) ve düzenli izleme (Regular Follow Up) ile takip temektedir.

Değerlendirmeye tabi tutulan ülke, raporda belirtilen eksikliklerin giderilmesi için gerekli adımları atmadığı takdirde;

  • FATF Başkanınca üye ülkedeki ilgili bakana tavsiyelere uyumsuzluğa dikkat çeken mektup gönderilmesi,
  • İlgili ülkeye bu mesajı güçlendirecek yüksek düzeyde temsilcilerin gitmesi,
  • FATF 21. tavsiyenin uygulanması kapsamında, ilgili üye ülkenin tavsiyelere yeterince uyum gösteremediğini belirten bir bildiri yayınlanması
  • Ülkenin, tavsiyelere uyum sağlayıncaya kadar FATF üyeliği askıya alınması ve nihayet
  • Ülkenin üyeliği sona erdirilmesi

Söz konusu olabilmektedir.

40 Tavsiye Kararı

FATF tarafından 1990 yılında çıkarılan, 1996 yılında gözden geçirilerek yayınlanan ve 2003 yılında tekrar revize edilerek yayınlanan 40 Tavsiye Kararı, karapara aklama ve terörün finansmanı ile mücadele için yasal, finansal, operasyonel ve uluslararası işbirliği konularında üye ülkelerce uyulması gereken standartları içermektedir.

40 Tavsiye Kararı 4 ana başlık altında kırk adet tavsiyeden oluşmaktadır.

40 Tavsiye;

  • Yasal Sistemler kapsamında (T.1-3) ;
    • Aklama Suçunun Kapsamı,
    • Geçici Tedbirler ve Müsadere
  • Finansal Kuruluşlarca ve Finansal Olmayan Mesleklerce Alınması Gereken Tedbirler kapsamında (T.4-25) ;
    • Müşterinin Tanınması ve Kayıtların Saklanması
    • Şüpheli İşlem Bildirimi ve Uyumun Sağlanması
    • Aklama ve Terörizmin Finansmanını Engelleyecek Diğer Tedbirler,
    • FATF Tavsiyelerini (yeterince) Uygulamayan Ülkelere Yönelik Alınacak Tedbirler,
    • Düzenleme ve Denetim,
  • Karapara Aklama ve Terörün Finansmanı ile Mücadele için Kurumsal ve Diğer Tedbirler kapsamında (T.26-34) ;
    • Yetkili Otoriteler, Görev ve Kaynakları,
    • Tüzel Kişilerin Şeffaflığı ve Bu Konudaki Düzenlemeler,
  • Uluslararası İşbirliği (35-40) kapsamında;
    • Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi,
    • İşbirliğinin Diğer Şekilleri,

alt başlıkları mevcuttur.

İşbirliği Yapmayan Ülkeler ve Bölgeler (Non-cooperatif Countries and Teritories – NCCT)

FATF, ülkelerin kara para aklama ile mücadele sistemlerindeki zayıflıkları tespit etmek amacıyla geliştirdiği 25 Kriter belirlemiştir. FATF, bu kriterlere dayanarak “İşbirliği Yapmayan Ülke ve Bölgeler” (NCCT) listesi yayınlamakta ve söz konusu listede yer alan ülkeler için diğer ülkelerin finansal kuruluşlarının, bu ülkelerle girecekleri iş ilişkilerine ve yapacakları işlemlere özel dikkat göstermelerini istemektedir.

13 Ekim 2006 tarihi itibariyle Myanmar'ın da listeden çıkarılmasıyla NCCT listesinde şu an itibariyle herhangi bir ülke bulunmamaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ

A. 91/308/EEC SAYILI KONSEY DİREKTİFİ

10 Haziran 1991 tarihinde “Mali Sistemin Karapara Aklanması Amacıyla Kullanılmasının Önlenmesine Yönelik 91/308 sayılı Konsey Direktifi” karaparanın aklanması ile mücadele konusunda Topluluk müktesebatı içerisinde yer alan ilk bağlayıcı düzenlemedir. Direktifin amacı; sermaye akışını ve mali hizmetlerin sunulmasını sınırlamadan mali sistemin karapara aklanmasında bir araç olarak kullanılmasının engellenmesidir.

Direktif esas itibariyle Viyana Konvansiyonu ve FATF’nin 40 Tavsiyesi temel alınarak hazırlanmıştır. Direktifte karapara aklanması suçu, kimlik tespiti, kayıtların saklanması şüpheli işlem bildirimine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Direktifin 1'inci maddesinde, üye ülkelerce karapara aklanmanın suç olarak kabul edilmesinin sağlaması öngörülmüş ve karapara aklama suçu tanımlanmıştır. Buna göre kasıtlı olarak işlenen aşağıdaki fiiller karapara aklama suçunu oluşturmaktadır:

  • Bir malvarlığının öncül suçtan ya da bu tür suça iştirakten kaynaklandığını bilerek, bu malvarlığının yasadışı kaynağını gizlemek veya öncül suçun işlenmesine karışan herhangi bir şahsın, eylemlerinin hukuki sonuçlarından kaçınmasına yardım etmek amacıyla malvarlığının niteliğinin değiştirilmesi ya da transfer edilmesi,
  • Malvarlığının, öncül suçtan ya da bu suça iştirakten kaynaklandığını bilerek, gerçek niteliğini, kaynağını, yerini, durumunu, hareketini, malvarlığına ilişkin hakları veya sahipliğini gizlemek,
  • Alındığı tarihte, bir malvarlığının öncül suçtan ya da bu suça iştirakten kaynaklandığını bilerek, iktisap edilmesi, zilyetliği veya kullanılması,
  • Yukarıdaki paragraflarda sözü edilen eylemlerden herhangi birinin işlenmesine iştirak, işlenmesi amacıyla teşekkül oluşturmak, teşebbüs, yardım ya da teşvik etmek, kolaylaştırmak ve yol göstermek.

Yükümlü Grubu: Mali kurumlar, kredi kurumları ve sigorta şirketleri, Direktifte yer alan düzenlemelere uymakla yükümlü kılınmışlardır.

Yükümlülükler: Direktif ile mali kurumlar ve kredi kurumlarına; kimlik tespiti ve kayıtların saklanması, şüpheli işlem bildirimi, iç denetim ve eğitim, dikkat ve özen gibi yükümlülükler getirilmiştir.

1- Kimlik Tespiti Yükümlülüğü

Kimlik tespitine ilişkin düzenlemeler Direktifin 3'üncü maddesinde yer almaktadır. Buna göre; kredi kurumları ve mali kurumlar, müşteri ile iş ilişkisine girerken özellikle hesap açılması ya da kiralık kasa hizmetleri sunulması ve ayrıca toplamı 15.000 Euro’yu aşan tek ya da birbirine bağlantılı işlemler sırasında kimlik tespiti yapmak zorundadırlar. Kredi kurumları ve mali kurumlar tarafından işlemin başkası adına yapıldığından şüphelenildiği veya emin olunduğu durumlarda, adına işlem yapılan kişinin de kimlik tespiti yapılmalıdır.

Ayrıca 4'üncü madde ile de kredi kurumları ve mali kurumlar tarafından, kimlik tespiti ile ilgili belgelerin ve yapılan işlemlerle ilgili dokümanların en az beş yıl süreyle saklanması öngörülmektedir.

2- Şüpheli İşlem Bildirim Yükümlülüğü

Kredi kurumları ve mali kurumların, karapara aklanması ile mücadeleden sorumlu yetkililer ile tam bir işbirliği içinde olmalarını öngören Direktifin 7'nci maddesine göre; kredi kurumları ve mali kurumlar karapara aklanması ile ilgisi olduğundan şüphelenilen işlemlerin yapılmasından, yetkililere haber verilinceye kadar kaçınmalı, işlemin gecikmesi işlemi yapanları tedirgin ederek uyaracaksa işlemi gerçekleştirerek işlemden sonra derhal yetkili otoritelere bilgi vermelidirler. Ayrıca Direktif ile, kredi kurumları ve mali kurumlar tarafından, işlemi gerçekleştiren kişileri veya üçüncü kişileri, işlemle ilgili yetkililere bilgi verildiğinden ya da karapara aklama incelemesi yapıldığından haberdar etmemeleri öngörülmektedir.

Direktifin 9'uncu maddesinde, karapara aklanması ile mücadelede otoritelerine iyi niyetle bildirimde bulunan kredi kurumları ve mali kurumların çalışanlarının ve yöneticilerinin hiçbir şekilde hukuki ve cezai sorumluklarının olmayacağı belirtilmektedir.

3- İç Denetim ve Eğitim Yükümlülüğü

Direktifin 10'uncu maddesinde, yetkililer tarafından kredi kurumları ve mali kurumlar nezdinde yapılan denetimler sırasında veya başka bir şekilde karapara aklanmasına ilişkin delillerin tespit edilmesi durumunda, bunun karapara aklanması ile mücadeleden sorumlu yetkililere bildirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca Direktifin 11'inci maddesine göre, kredi kurumları ve mali kurumlar karapara aklanması ile ilgili işlemlerin engellenmesi amacıyla yeterli düzeyde iç denetim sistemi oluşturmalı ve bunun yanısıra çalışanlarına bu Direktif hükümleri hakkında özel eğitim programları düzenlemelidirler.

4- Dikkat ve Özen Yükümlülüğü

Bu yükümlülük gereğince; mali kurumlar ve kredi kurumlarının karaparanın aklanmasının önlenmesi konusunda Topluluk önlemlerine benzer şekilde düzenleme yapmayan ve diğer uluslararası girişimlere taraf olmayan üçüncü ülkeler ile karşılıklı işlemlerinde, işlemin niteliğine bağlı kalınmaksızın, özel bir dikkat ve önem göstermeleri gerekmektedir.

B. 2001/97 SAYILI KONSEY DİREKTİFİ

Avrupa Komisyonu, 14 Temmuz 1999’da Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e 91/308/EEC sayılı Direktifte değişiklik yapılmasına ilişkin bir öneri sunmuştur. Bu önerinin amacı, 91/308/EEC sayılı Direktifin kapsamının genişletilmesi ve güncelleştirilmesidir. Öneride yer alan temel değişiklikler; özellikle öncül suçlar ve yükümlü gruplarının kapsamının genişletilmesi ile ilgilidir.

Öncül suçlar açısından 1991 Direktifi sadece uyuşturucu suçlarını kapsamakta iken yeni öneriye göre üye ülkeler tüm organize suçlar ve kaçakçılıktan elde edilen gelirlerin aklanmasıyla da mücadele etmek zorundadırlar. Bununla birlikte Direktifte yer alan yükümlülükler bakımından, Direktifin sadece mali sektör ile sınırlı olan kapsamı karapara aklayıcılar tarafından kötüye kullanılan mali sektör dışındaki belirli faaliyetler ve meslek gruplarını da içine alacak şekilde yeniden düzenlenmektedir. Böylece muhasebeci ve kontrolörler, emlak komisyoncuları, noterler, mali işlemlerle uğraşan avukatlar, kıymetli taş ve maden satıcıları, para transfer edenler ve kumarhanelere de müşteri kimlik tespiti, kayıtların saklanması ve şüpheli işlem bildirim yükümlülükleri getirilmektedir.

13 Kasım 2001’de Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Öneri, 19 Kasım 2001’de AB Bakanlar Konseyi’nce de onaylanmıştır. Bu Direktifte yer alan değişikliklere uyum sağlamak üzere en geç 15 Haziran 2003 tarihine kadar üye ülkelerce gerekli yasal ve idari düzenlemelerin yapılması öngörülmüş olup, 2001/97 sayılı Direktif ile getirilen yeni düzenlemeler özetle aşağıdaki gibidir:

Öncül Suçlar

91/308/EEC sayılı Direktifin 1'inci Maddesinde yapılan değişiklikle öncül suçlar yeniden düzenlenmiştir. Buna göre ağır suçların tamamı öncül suçlar kapsamına alınmıştır. Aynı madde ile;

  • uyuşturucu suçları,
  • örgütlü suçlar,
  • sahtecilik,
  • yolsuzluk,
  • üye ülkelerce belirlenecek ağır hapis cezasını gerektiren suçların, ağır suçlar kapsamında olduğu ifade edilmiştir.

Öneri ile öncül suçlar kapsamının genişletilmesi sadece şüpheli işlem bildirimleri sayısının artması değil bunun da ötesinde farklı ülkelerin yargı ve polis yetkilileri arasında uluslararası işbirliğinin kolaylaştırılması da amaçlanmaktadır.

Yükümlü Grupları

2001/97 sayılı Direktifin 2a maddesi ile Direktifte yer alan yükümlülüklere konu olan faaliyetler ve meslek gruplarının kapsamı genişletilmiştir. Buna göre; mali kurumlar ve kredi kurumları dışında aşağıdaki tüzel ya da gerçek kişiler de kimlik tespiti yapmak, kayıtları saklamak ve şüpheli işlem bildiriminde bulunmakla yükümlü kılınmışlardır;

  • bağımsız denetçiler ve vergi danışmanları,
  • emlak alım-satımı ile uğraşanlar,
  • noterler ve müşterileri adına aşağıdaki işlemleri yapmaları durumunda avukatlar,
    • Aşağıdaki işlemlerin hazırlanması veya gerçekleşmesinde müşterilerine yardım etmek;
      • gayrimenkul veya ticari işletmelerin alım-satımı,
      • müşteriye ait para, senet ve diğer aktiflerin yönetilmesi,
      • banka veya tasarruf ya da portföy hesabı açılması veya yönetilmesi,
      • trustların, şirketlerin veya benzer yapılanmaların oluşturulması, işletilmesi ve idaresi,
    • her türlü mali veya gayrimenkul işlemlerinde müşterinin adına ve hesabına hareket etmek.
  • kıymetli taş ve maden gibi değerli eşya satıcıları ve müzayedeciler,
  • kumarhaneler.

Diğer taraftan önerinin yine 3'üncü maddesi ile özel bir para limiti getirilerek kumarhaneler, değeri 1000 Euro’yu aşan kumar fişlerinin satın alınması ya da değiştirilmesi sırasında bütün müşterilerine kimlik tespiti yapmakla yükümlü kılınmaktadırlar.

Şüpheli İşlem Bildirimi

91/308/EEC sayılı Direktifin şüpheli işlem bildirimini düzenleyen 6'ncı maddesinde yapılan değişiklik ile yine Direktifte sayılan bütün kurumlar ve kişiler şüpheli işlem bildiriminde bulunmakla yükümlü kılınmakla birlikte; avukatların gizlilik yükümlülükleri göz önünde bulundurularak, üye ülkelere, avukatlara organize suç ile bağlantılı karapara aklanması şüphelerini karapara aklama ile mücadeleden sorumlu yetkililere değil ancak barolar birliğine ya da eşiti profesyonel birimlere bildirmelerine izin veren bir alternatif sunulmaktadır.

Kimlik Tespiti Yükümlülüğü

91/308/EEC sayılı Direktifin 3'üncü maddesi ile, sadece kredi kurumları ve mali kurumlar müşteri kimlik tespiti yapmakla yükümlü kılınmalarına rağmen, 2001/97/EC sayılı Direktif ile eklenen önemli bir husus Direktife tabi kurumlara posta, telefon ya da bilgisayar aracılığı ile yapılan (non face-to-face) işlemler sırasında da müşteri kimlik tespiti yapılmasına ilişkin belirli ve yeterli önlemlerin alınması yükümlülüğünün getirilmesidir. Buna göre bu tür işlemler sırasında işlemi gerçekleştiren kurumların, müşterilerinin kimlik belgelerinin bir örneğini ya da kimlik numaralarını almaları öngörülmektedir. Ayrıca gerçekleştirilecek işlemle ilgili olarak ilk ödemenin de bu Direktife tabi bir kredi kurumunda müşteri adına açılmış bir hesap aracılığıyla yapılması gerekmektedir.

C. 2005/60/EC SAYILI AVRUPA PARLEMENTOSU VE KONSEYİ DİREKTİFİNİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER

Üçüncü direktif olarak da adlandırılan bu direktif ile birlikte Mali Sistemin Karaparanın Aklanması Amacıyla Kullanılmasının Önlenmesine İlişkin 1991/308/EEC sayılı Avrupa Topluluğu Konsey Direktifi yürürlükten kalkmıştır. Bu direktif ile birlikte Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Karapara Aklama ile Mücadelede mevzuatlarında yapmaları gereken düzenlemeler belirtilmiştir.

Direktifin getirdiği en büyük yeniliklerden biri, direktifte sayılan bütün önleyici tedbirlerin terörizmin finansmanını da kapsayacak şekilde genişletilmesidir.

Yine direktifle gelen diğer bir yenilik, “müşterini tanı (Customer Due Dilligence-CDD)” ilkesinin ilk defa düzenlenmesi olmuştur. Müşteri özen ilkesi; müşterinin kimlik tespiti ve kimlik teyidi, müşterinin iş bilgilerinin temini, müşterinin risk bakımından sürekli bir şekilde takip edilmesi hususlarını kapsamalıdır. Ayrıca, karapara aklama ve terörizmin finansmanı riski durumuna genişletilmiş veya basitleştirilmiş CDD önlemleri uygulanabileceği düzenlenmiştir.

Direktifte sayılan yükümlü grupları 1991/308 ve 2001/97 sayılanlara ek olarak trust ve şirket hizmeti sağlayanları kapsamaktadır.

Bunların dışında, direktifin düzenleme getirdiği diğer hususlar ise şunlardır:

  • Direktifin tanımları düzenleyen maddesindeki ciddi suçların kapsamı genişletilerek, 2002/475/JHA Konsey Çerçeve Kararının 1 ile 4. madde arsında tanımlanan eylemler ile Ceza üst sınırı 1 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçları veya yasal sistemlerinde asgari ceza miktarı usulünü bulunan ülkeler bakımından en az 6 aydan fazla cezayı gerektiren suçlar da kapsama alınmıştır. Yine aynı maddede, nihai faydalanıcı, trust ve şirket hizmet sağlayanlar, siyasi nüfuz sahibi kişiler, iş ilişkisi ve paravan banka kavramlarının tanımı yapılmıştır.
  • Üçüncü kişilere güven ilkesi
  • Özel dikkat gerektiren işlemlere ilişkin düzenleme,
  • Her üye ülkenin karapara aklama ve terörün finansmanı ile ilgili şüpheli işlem bildirimlerini alacak, analiz edecek ve bu bilgileri ilgili otoritelerle paylaşacak bir mali istihbarat birimi kurması gerekliliği
  • İfşa etme yasağı (tipping off)
  • Kayıtların beş yıl süre ile saklanması hükmü
  • Mali kuruluşlar ve kredi kuruluşlarının mali istihbarat birimi ile hızlı bir şekilde veri değişimini gerçekleştirmelerinin sağlanmasına ilişkin düzenleme
  • Karaparanın aklanması ve terörün finansmanı ile ilgili istatistik verileri oluşturulmasına ilişkin düzenleme (şüpheli işlem bildirim sayısı, yürütülen soruşturma sayısı, mahkûmiyet sayıları ve müsadere miktarı)
  • Risk belirlemesi, risk yönetimi, uyum yönetimi konularında politika ve prosedürlerin oluşturulması ve yükümlü kuruluşların bu konularda eğitimler düzenlenmesi
  • Döviz büroları, trustlar ve kumarhanelerin lisans altına alınması
  • Yükümlülerin denetlenmesi
  • Mali İstihbarat Birimleri arasında uluslar arası işbirliğine gidilmesi
  • Gerçek ve tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlar

Avrupa Birliği bünyesindeki karapara aklama ile mücadele çalışmalarını detaylı olarak görmek için burayı tıklayınız

EGMONT GRUBU

Uluslararası metinlerdeki düzenlemeler doğrultusunda, “şüpheli işlem bildirimi'nin” karaparanın aklanması ile mücadele sisteminin olmazsa olmaz bir parçası haline gelmesi merkezi bir birim ihtiyacını doğuran en önemli etken olmuştur. Kısaca bir mali kurum aracılığıyla gerçekleştirilen bir işlemde olağanüstü, alışılmadık bir durum veya şüpheyle karşılaşılması halinde, bu işlemin ve işlemi gerçekleştirenlerin yetkili otoritelere bildirilmesini gerekli kılan şüpheli işlem bildirim yükümlülüğü bu bildirimin nereye yapılacağı, bu bildirimlerin ne gibi işlemlere tabi tutulup, nasıl analiz edileceği ve ulaşılan sonuçlardan nasıl yararlanılabileceği sorularını da beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda, karaparanın aklanması ile mücadelede, ülkelerin bankalar ve mali kurumlara şüpheli işlem bildiriminde bulunma ve bilgi verme zorunluluğu yüklemeleri sonucunda, her bir ülke tarafından, bildirime konu olan mali bilgileri toplamak, analiz etmek ve yetkili birimlere iletmekle görevli “mali istihbarat birimleri”(FIU) oluşturulmuştur.

9 Haziran 1995 tarihinde, Brüksel’de 24 ülke ve 8 uluslararası örgütün bir araya gelmesiyle “Egmont Grubu” oluşturulmuştur. Egmont Grubu’nun temel amacı; ülkelerin ulusal karaparanın aklanmasıyla mücadele sistemlerini geliştirebilmelerine yardımcı olup, uluslararası bilgi değişiminin önündeki engelleri kaldırmaktır. Söz konusu yardımın kapsamı içerisinde mali istihbarat birimlerine teknolojik yardım, personelin eğitimi, tecrübe ve bilgi aktarılmasının yanı sıra uluslar arası bilgi değişiminin geliştirilip, sistematik bir yapıya kavuşturulması da planlanmaktadır.

Egmont Grubu çalışmalarını, üye ülke temsilcilerinin katılımı ile düzenlenen toplantılar yoluyla gerçekleştirmektedir. Grubun oluşturulması, karaparanın aklanmasıyla mücadelede uzun ve yoğun çalışmaların ürünüdür ve temellerini çeşitli uluslar arası girişim ve kararlardan almıştır. Viyana Konvansiyonu, Basel İlkeler Bildirisi ve özellikle FATF 40 Tavsiye Kararında teşvik edilen karaparanın aklanmasının önlenmesinde uluslararası işbirliğinin sağlanması hususu Grubun oluşturulmasında etkili olmuştur. Hedeflere ulaşmada somut adımlar atılabilmesi amacıyla “çalışma grupları” oluşturulmuştur. Bunlardan “mevzuat çalışma grubu” (Legal Working Group); potansiyel üyelerin adaylığını incelemekte ve mali istihbarat birimleri arasında işbirliği de dahil olmak üzere tüm yasal yönlerini ele almaktadır. Ayrıca Egmont Grubun resmi belgelerinin hazırlanmasına da aracılık etmektedir. “Eğitim Çalışma Grubu”(Training Working Group); üye ülkelerin mali istihbarat birimlerinin ihtiyaçlarına dayalı olarak uluslararası ve bölgesel seminerler düzenlemekte, arındırılmış örnek olay çalışmaları dağıtmakta ve dünya çapında teknik yardım koordinasyonu sağlamak üzere diğer uluslar arası organizasyonlarla birlikte çalışmaktadır. “Outreach Çalışma Grubu” global mali istihbarat birimi ağını genişletme ve geliştirme üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu grup potansiyel aday mali istihbarat birimleri ile ön iletişim kurmaktan ve bir mali istihbarat biriminin Egmont üyeliğine hazır olup olmadığını belirlemek üzere değerlendirmeler yapmaktan sorumludur. Operasyonel Çalışma Grubu (Operational Working Group) üye mali istihbarat birimlerinin operasyonel bölümleri arasında artırılmış işbirliğini teşvik etmekte ve mali istihbarat birimleri tarafından toplanan bilgileri kullanarak çalışma ve tipolojilerin geliştirilmesini koordine etmektedir. Bilgi Teknolojisi Çalışma Grubu (Information Technology Working Group) ise mali istihbarat birimlerine teknik destek sağlamakta, tavsiyelerde bulunmakta, mali istihbarat birimleri arasında elektronik bilgi değişimini kolaylaştırmak için çalışmalarda bulunmakta, bilgi teknolojisi ile ilgili konularda diğer çalışma gruplarına destek sağlamaktadır.

Egmont Grubu faaliyetlerini bu beş çalışma grubuyla sürdürmektedir. Hedefler doğrultusunda temel kararlar ise üye ülkelerin FIU’larının başkanlar düzeyinde temsil edildiği “Genel Kurul” toplantılarında ele alınmaktadır. Grubun karar organı genel kurul iken, yürütme organı bu çalışma gruplarıdır.

Egmont Grubu’nun 1996 yılında Roma’da yaptığı toplantıda, Grubun çalışmalarına yön verebilmek için en azından ortak kriterlerin belirlendiği bir FIU tanımı kabul edilmiştir. 2004 yılında ise bu tanım, terörün finansmanını da kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Buna göre; mali istihbarat birimi:

“suçtan elde edildiğinden şüphe duyulan gelirlere ve potansiyel terörün finansmanına veya karapara aklama ve terörün finansmanı ile mücadele amacıyla ulusal mevzuat ve düzenlemelerin gerektirdiği mali bilgilere ilişkin bildirimleri toplamak, analiz etmek ve ilgili makamlara sevk etmekle sorumlu merkezi ulusal birimdir.”

FIU tanımı yapılmasıyla güdülen amaç, karapara aklama ve terörün finansmanıyla ilgili FATF ve diğer uluslararası organizasyonlardan farklı olarak Egmont Grubuna ait ve onun faaliyetlerinde esas alacağı tanıtıcı ve ayırt edici ortak bir kavram geliştirmektir. FIU tanımı yapılırken bir yandan, FIU’ların diğer idari birimlerden farkı vurgulanmaya çalışılırken, diğer yandan da bu birimlerin içerisinde yer aldıkları teşkilatların yapılarına göre idari, adli ya da polis kapsamında olmalarına değinilmemiştir.

Egmont Grubunca kabul edilen tanımdan da anlaşılacağı üzere, FIU’ların temel fonksiyonu karapara aklama ve terörün finansmanı ile ilgili olarak mali bilgileri toplamak, analiz etmek ve ilgili birimlere sevk etmektir. Ancak bu birimlerin ortak özelliği bu olmasına rağmen yetki ve görev alanlarının sadece bunlarla sınırlı kalması konusunda bir kural yoktur. Bazı mali istihbarat birimlerinin aynı zamanda kendilerinin de inceleme ve karapara aklama soruşturması yapma yetkileri bulunmaktadır.

FIU’lar arası bilgi değişimini daha kapsamlı ve sistematik hale getirmek için Egmont Grubu’nun çalışmaları kapsamında iki önemli gelişme sağlanmıştır. Bunlardan ilki; “Egmont Güvenlik Ağı” (Egmont Secure Web-ESW) olarak adlandırılan, FIU’lar arası bilgi değişimi dahil, doğrudan ve hızlı bir iletişimi sağlayan bir bilgisayar ağı sistemi; diğeri ise sistematik olarak bilgi değişimini amaçlayan “Memorandum of Understanding-MOU” dur.

Egmont Grubu’nun ESW projesi 1997 yılında faaliyete geçirilmiştir. ESW, kamuya açık olmayıp, sadece ağa dahil olan FIU’larca kullanılabilmektedir. Bir FIU’nun ağa dahil olabilmesi için bu FIU’nun Egmont Grubu’nca aranan kriterlere sahip olması ve bu Gruba dahil olması gerekmektedir. ESW’nin asıl amacı, FIU’lara finans kuruluşları tarafından gönderilen mali bilgilerin suiistimal edilme tehlikesine karşı korumak, ortak bir havuzda toplayarak, kişisel verileri gizliliği ilkesini ihlal etmeden paylaşmaktır. Ayrıca ESW, FIU’lar arası güvenli bir e-mali haberleşmesi ve diğer FIU’lar tarafından siteye konan bilgi ve dokümanlara(mevzuat, tipoloji v.b.) ulaşılabilmesi imkanını vermektedir.

Egmont’a şu anda 106 ülke üye olup, ülkemiz üyelik için Şubat 1998’de müracaat etmiş ve Haziran 1998’de üyeliğe kabul edilmiştir. FIU olarak MASAK 5549 sayılı Kanunun 19/1’nci maddesinin (m) bendi ile yabancı ülkelerdeki muadil kurumlarla bilgi ve belge değişiminde bulunmakla yetkili kılınmıştır. MASAK, Mayıs 2001 tarihinde de ESW’ye dahil olarak ve güvenli ağın bilgi paylaşımı ve haberleşme fonksiyonlarından yararlanmaktadır.

 

Kullanım Şartları | Copyright © 2008 MASAK T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı