|
|
|
|
|
||
|
Yolsuzluk ile Mücadele Konusunda Uluslararası Çalışmalar Birleşmiş Milletler
SINIRAŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARA KARŞI BM SÖZLEŞMESİ (Palermo Konvansiyonu) Organize suçlarla mücadelede ilk uluslararası düzenlemedir. 15 Kasım 2000’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş olup 12-15 Aralık 2000 tarihinde Palermo’da imzaya açılmıştır. Türkiye Sözleşmeyi 30.01.2003 tarih ve 4800 sayılı Kanun ile kabul etmiştir. Sözleşmenin amacı; sınıraşan örgütlü suçların önlenmesi ve daha etkili bir şekilde mücadele edilmesi için işbirliğinin geliştirilmesidir. Sözleşme, sınıraşan nitelikteki ve örgütlü suç gruplarınca işlenen
Karapara aklama suçu Sözleşmenin 6 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşme ile taraf devletlerden karapara aklama suçunda öncül suçları; ağır suçlar, örgütlü suç grubuna katılma, yolsuzluk ve adaletin engellenmesi suçlarını da kapsayacak şekilde en geniş şekliyle belirlemeleri istenmiş, ülkelerce öncül suçların tespitinde sayma yönteminin benimsenmesi durumunda ise asgari olarak örgütlü suç gruplarınca işlenen suçların karapara aklamanın öncül suçu olarak belirlenmesi istenmiştir. Sözleşmenin "Yolsuzluğun Suç Haline Getirilmesi" başlıklı 8 inci maddesinde aktif ve pasif rüşvet fiilleri yolsuzluk suçu olarak tanımlanmıştır. Sözleşmenin "Yolsuzluğa Karşı Önlemler" başlıklı 9 uncu maddesinde; ülkelerin dürüstlüğü hakim kılmak ve kamu görevlilerinin yolsuzluğunu önlemek, ortaya çıkarmak ve cezalandırmak için yasal, idari veya diğer etkin önlemleri almaları istenilmektedir. Ayrıca kamu görevlilerinin yolsuzluğunu önlemede, ortaya çıkarmada ve cezalandırmada yetkili kılınan mercilerin etkinliğini ve yeterli bağımsızlığını sağlamak üzere ülkelerin gerekli önlemleri almaları öngörülmektedir. YOLSUZLUĞA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİ BM Genel Kurulunda onaylanan 04.12.2000 tarih ve 55/61 sayılı Karar ile yolsuzlukla mücadele amacıyla kapsamlı bir BM sözleşmesi hazırlanması ve bu amaçla Ad Hoc komite kurulması kabul edilmiştir. BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (United Nations Convention Against Corruption) belirli aralıklarla Viyana’da gerçekleştirilen Ad Hoc komite toplantıları çerçevesinde hazırlanmıştır. 10 Aralık 2003 tarihinde imzaya açılan Sözleşme, Türkiye tarafından aynı tarihte imzalanmış ve 18 Mayıs 2006 tarihli ve 5506 sayılı Kanunla onaylanmıştır. Sözleşme, yolsuzlukla mücadele alanında ilk küresel uluslararası hukuk belgesi niteliğinde olup yolsuzlukla mücadele konusunda etkili bir uluslararası işbirliği mekanizması kurmayı amaçlamaktadır. Sözleşmede;
yolsuzluk kapsamında değerlendirilmiş ve yolsuzlukla bağlantılı olarak,
Sözleşme, yolsuzluktan elde edilen gelirlerin kaynak ülkeye iadesi konusunda daha önceki uluslararası hukuk belgelerinde bulunmayan etkili bir sistem öngörmektedir. Ayrıca etkin bir adli yardım mekanizması da öngören Sözleşme, iki ülkeden yalnızca birinde suç teşkil etse dahi yolsuzluk suçlarından dolayı adli yardım talebinde bulunulmasını mümkün kılmaktadır. Avrupa Birliği
AVRUPA BİRLİĞİ ÜYE ÜLKE GÖREVLİLERİNİN YER ALDIĞI YOLSUZLUKLA MÜCADELEYE İLİŞKİN SÖZLEŞME 26 Mayıs 1997 tarihinde kabul edilmiştir. Sözleşme'de, üye ülkelerin sözleşmeye paralel olarak kendi anayasalarında ve iç mevzuatlarında yapacakları düzenlemeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirmelerinden 90 gün sonra yürürlüğe gireceği öngörülmüştür. Yasada aktif ve pasif rüşvetin cezayı gerektirir bir suç sayılması öngörülmektedir. Buna göre, aktif rüşvet; "bir kimsenin görevini yapması veya yapmaktan kaçınması karşılığında bir memura herhangi bir menfaatin doğrudan, dolaylı veya bir aracı vasıtasıyla teklif edilmesi"; pasif rüşvet ise, “bir memurun görevini yapması veya yapmaktan kaçınması karşılığında doğrudan, dolaylı veya aracı vasıtasıyla kendisi veya üçüncü şahıslar için herhangi bir menfaati kasten talep etmesi veya alması” şeklinde tanımlanmıştır. AVRUPA DOLANDIRICILIKLA MÜCADELE BÜROSU (OLAF-EUROPEAN ANTI-FRAUD OFFICE) Avrupa Komisyonu, dolandırıcılıkla daha etkin mücadele edebilmek için, "EC, ECSC Decision 1999/ 352" sayılı Karar ile 28 Nisan 1999 tarihinde kendi bünyesinde Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Bürosu’nu (OLAF) kurmuştur. Bağımsız bir yapı olan ve 1 Haziran 1999 tarihinde faaliyete başlayan OLAF’a idari düzeyde dolandırıcılık soruşturmaları yapma sorumluluğu yüklenmiştir. OLAF, dolandırıcılık, yolsuzluk ve Avrupa Birliğinin mali çıkarlarını olumsuz yönde etkileyen diğer yasadışı faaliyetlerle mücadele etmek amacıyla, Birlik müktesebatı ve üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmalar ile Komisyona verilen yetkileri soruşturmalarında kullanmaktadır. Birliğin mali çıkarlarının korunmasının da ötesinde Büronun sorumluluğu, Birlik çıkarlarını, idari ve cezai kovuşturmaya neden olabilecek bütün fiillere karşı korumaktır. OLAF Birlik üyesi ülkelere, Birliğin mali çıkarlarının korunması konusunda uygun birimler arasında düzenli bir işbirliğinin sağlanması amacıyla destek vermektedir. Büro, dolandırıcılıkla mücadele teknikleri geliştirilmesine de katkı sağlamaktadır. OLAF’ın soruşturmaları büronun Genel Müdürü tarafından yönetilmektedir. Genel Müdür, denetim komitesinin olumlu görüşü alınarak Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi'nin işbirliğiyle Komisyon tarafından beş yıllığına atanmaktadır. OLAF’ın soruşturmalarında bağımsız hareket etmesinin garantiye alınması amacıyla, Genel Müdürün Komisyon da dahil olmak üzere herhangi bir devlet veya kurumdan talimat alması yasaklanmıştır. Genel Müdürün, Komisyonun kendisinin bağımsızlığını tehlikeye sokacak düzenlemeler yaptığını düşünmesi halinde, Adalet Divanı’nda Komisyon aleyhine dava açma yetkisi bulunmaktadır. Bu bağımsızlığın sürdürülmesi amacıyla, Büro soruşturma işlevi bakımından Birlik kurumlarından bağımsız ve kendi alanında uzman beş kişiden oluşan bir denetleme komitesi tarafından denetlenmektedir. Komite Genel Müdürün talebi üzerine ve kendisi uygun gördüğünde yürütülen soruşturmalar hariç olmak üzere Büronun faaliyetleriyle ilgili olarak Genel Müdüre tavsiyelerde bulunabilmektedir. Dolandırıcılıkla mücadelenin güçlendirilmesi amacıyla, OLAF düzenlemelerle kendisine verilen dış soruşturma sorumluluğunu, Avrupa Birliği’nin mali çıkarlarını dolandırıcılığa ve diğer yolsuzluk ve usulsüzlüklere karşı korumak amacıyla, ani kontroller ve üye ülkelerde yaptığı soruşturmalarla yerine getirmektedir. İşbirliği anlaşmalarının bulunması durumunda OLAF üçüncü ülkelerde de bu yetkisini kullanabilmektedir. Uygulamada dolandırıcılık ile diğer yolsuzluk ve usulsüzlükler OLAF ile ulusal soruşturma birimleri arasındaki yakın işbirliği ile ortaya çıkarılmaktadır.
Avrupa Konseyi
YOLSUZLUĞA KARŞI CEZA HUKUKU SÖZLEŞMESİ Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kasım 1998’deki 103 üncü oturumunda kabul edilen ve 4 Kasım 1999 tarihinde imzaya açılan Sözleşme bugüne dek 40 ülke tarafından imzalanmış bulunmaktadır. Türkiye, Sözleşmeyi 27 Eylül 2001 tarihinde imzalamış ve 14 Ocak 2004 tarih, 5065 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Sözleşme, yolsuzluğu tanımlamamakla birlikte, belirli bazı yolsuzluk suçlarına ilişkin ortak standartlar geliştirmeyi amaçlamıştır. Zira karşılaşılan deneyimler özellikle yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi olayları söz konusu olduğunda kovuşturmaların temelde iki nedenle aksadığını göstermektedir: 1- Kamu görevlisi tanımının farklılıklar göstermesi, Sözleşme ile, sözleşmeye taraf olacak ülkelerin yolsuzluk suçlarını uyumlulaştırmaları ve karşılıklı olarak yolsuzluğu suç saymaları (dual criminality) öngörülmektedir. Sözleşmede aktif ve pasif rüşvetin unsurları belirlenmiştir. Aktif Rüşvet: Bilinçli olarak kamu görevlisine veya başka birine herhangi bir kişi tarafından haksız bir çıkarın vaat edilmesi, teklif edilmesi veya doğrudan verilmesi yoluyla, rüşvet verenin veya başka bir kişinin lehine haksız bir avantaj yaratacak şekilde kamu görevlisinin vazifesini icrai veya ihmali olarak yerine getirmemesinin sağlanması Pasif Rüşvet: Bilinçli bir şekilde görevini icrai veya ihmali bir biçimde yerine getirmemek karşılığında, doğrudan veya dolaylı olarak kendisinin veya bir başkasının çıkarına bir şey talep etmek veya almak veya böyle bir çıkarı veya vaadi kabul etmek Kamu Görevlisi: İlgili kişilerin yerine getirdikleri işlev ve ülkelerin kendi ceza hukukundaki düzenlemeler açısından ulusal mevzuatta yer alan “görevli”, “kamu çalışanı”, “belediye başkanı”, “bakan” ve “hakim” kavramlarını içermektedir. Sözleşme;
- Yabancı kamu görevlilerine verilen rüşvet, - Yabancı parlamenterlere verilen rüşvet, - Özel sektörde aktif ve pasif rüşvet, - Uluslararası kurumların çalışanlarına verilen rüşvet, - Uluslararası parlamenterlere verilen rüşvet, - Uluslararası mahkeme hakim ve çalışanlarına verilen rüşvet olaylarına karışanların cezalandırılmalarına yönelik düzenlemelerin yapılmasına ilişkin hükümler içermektedir. Sözleşme, diğer taraftan Sözleşmede belirtilen suçlardan elde edilen gelirlerin, Strazburg Konvansiyonunda öngörüldüğü şekilde aklanmasının suç sayılması için gereken yasal düzenlemelerin yapılmasını ve tüzel kişi sorumluluğunu da içeren caydırıcı önlemlerin alınmasını öngörmektedir. YOLSUZLUĞA KARŞI ÖZEL HUKUK SÖZLEŞMESİ 27 Ocak 1999 tarihinde imzaya açılan Sözleşmeyi şimdiye kadar 29 ülke imzalamıştır. Türkiye, Sözleşmeyi 27 Eylül 2001'de imzalamış ve 17 Nisan 2003 tarih, 4852 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Sözleşme, taraf ülkelerin kendi ulusal mevzuatlarını, yolsuzluk nedeniyle zarara uğrayan kişilerin, uğradıkları zararı devletten talep edebilmeleri de dahil olmak üzere haklarının korunmasına yönelik düzenlemeleri içerir bir hale getirmelerini öngörmektedir. Sözleşmede yolsuzluk ”doğrudan veya dolaylı olarak, rüşvet alan veya başka bir çıkar sağlayan kişinin herhangi bir görev veya davranışını yerine getirmemesine ya da gerektiği şekilde yapmamasına neden olan, rüşvet veya bir başka haksız kazancı, talep veya teklif etmek, vermek veya almak” şeklinde tanımlanmıştır. YOLSUZLUĞA KARŞI DEVLETLER GRUBU (Group of States Against Corruption-GRECO) Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (Group of States Against Corruption- GRECO), 4 Mayıs 1998 tarihinde gerçekleştirilen 102. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında alınan (98) 7 sayılı Kararla bir ‘kısmi genişletilmiş anlaşma’ şeklinde kurulmuş olup, Belçika, Bulgaristan, Güney Kıbrıs, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, Litvanya, Lüksemburg, Romanya, Slovakya, Slovenya, İspanya ve İsviçre tarafından yayınlanan (99) 5 nolu İlkeler Bildirisi ile 1 Mayıs 1999 tarihinde faaliyet göstermeye başlamıştır. GRECO’nun amacı, üyelerinin yolsuzlukla mücadele kapasitelerini arttırmaktır. GRECO, yolsuzlukla mücadele sistemlerinin zayıf ve yetersiz yanlarını belirlemede ve yolsuzlukla daha etkin mücadele edilmesi için gerekli yasal, kurumsal ve uygulamaya yönelik reformların gerçekleştirilmesinde üyelerine yardımcı olmaktadır. Grup, özellikle “Yolsuzlukla Mücadele Amacıyla İzlenmesi Gereken Rehber İlkeler”e uyulup uyulmadığını ve 1996 yılında benimsenen “Yolsuzluğa Karşı Eylem Planı” (Programme of Action Against Corruption - PACO) çerçevesinde kabul edilen uluslararası yasal düzenlemelerin uygulanmasını karşılıklı değerlendirme süreci aracılığıyla gözlemlemektedir. Bu süreçte üç düzenleme kabul edilmiştir. Bunlar; Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi (the Criminal Law Convention on Corruption), Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi (the Civil Law Convention on Corruption) ve Kamu Görevlilerinin İdaresine İlişkin R (2000) 10 sayılı Tavsiyedir.
GRECO’ya Üyelik Prosedürü Her üye, GRECO’ya biri başkan olmak üzere iki temsilciyi aşmayacak bir delegasyon atayacaktır. Kararlar 2/3 çoğunlukla alınır. GRECO’nun karşılıklı değerlendirmesine katılan her üyenin oy hakkı bulunmaktadır. Her ülkenin bir oy hakkı vardır. Oylamada sadece lehte ve aleyhteki oylar dikkate alınır. Başkan ve Başkan yardımcısının seçimi oy hakkı olan üyeler tarafından gerçekleştirilir. Türkiye, 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren GRECO'nun üyesidir. Avrupa Konseyi, Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke Kararı 10-11 Ekim 1997 tarihinde Strazburg’da yapılan Hükümet ve Devlet Başkanları ikinci toplantısında benimsenen deklarasyon ve Eylem Planı doğrultusunda, özellikle “yolsuzluğa ve organize suçlara karşı mücadele” bölümü göz önüne alınarak, yolsuzluk üzerine çok disiplinli Grup tarafından hazırlanan Yolsuzlukla Mücadele Yirmi Temel İlke Kararı Avrupa Konseyinin (97)24 sayılı Kararıyla kabul edilmiştir.
EKONOMİK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA TEŞKİLATI (OECD) OECD uluslararası yolsuzluğu ilk olarak 1989 yılında gündemine almış ve bu konudaki çalışmaları için zamanla iki amaç belirlemiştir. Bu amaçlardan birincisi uluslararası ticari işlemlerde yolsuzlukla mücadele etmek ikincisi ise bütün firmalara rekabet edebilecekleri bir ortam sağlanmasına yardımcı olmaktır. Uluslararası ticari işlemlerde yolsuzluğun doğasının analiz edilmesi ve ülkelerin bu tür yolsuzlukla mücadelede kullanacakları önlemlerin belirlenmesinin ardından OECD üyesi ülkeler, 1994 yılında “Uluslararası Ticari İşlemlerde Rüşvet Verilmesine İlişkin Tavsiye” (Recommendation on Bribery in International Business Transactions) üzerinde anlaşmaya varmışlardır. Daha sonra, Mayıs 1996’da üye ülkeler “Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Vergiden İndirilmesi Hakkında Tavsiye” yi (Recommendation on the Tax Deductibility of Bribes to Foreign Public Officials) benimsemişlerdir. Mayıs 1997’de ise gözden geçirilmiş “Uluslararası Ticari İşlemlerde Rüşvet Verilmesi ile Mücadele Edilmesine ilişkin Tavsiye” benimsenmiştir. Uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlilerine verilen rüşvetin demokratik kurumların gelişmesi ve korunmasına karşı ciddi bir tehdit oluşturduğu gerçeğinden hareketle “Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi" 1997 yılında kabul edilmiştir. Sözleşme, 15 Şubat 1999’da yürürlüğe girmiştir. OECD Yolsuzlukla Mücadele Birimi OECD Yolsuzlukla Mücadele Birimi, Finansal, Mali ve Girişim İşleri Müdürlüğü (Directorate for Financial, Fiscal and Enterprise Affairs) bünyesinde faaliyet gösteren bir birimdir. Birim, OECD Sekreteryasının Teşkilatın uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvet ve yolsuzluk olaylarıyla mücadele faaliyetinin odak noktası konumundadır. OECD’nin yolsuzluğun bütün yönleri ile ilgili disiplinler arası faaliyetlerinin bir bölümü olarak, Yolsuzlukla Mücadele Birimi “yolsuzluğun talep yanı” nı göz ardı etmeden rüşvet verenlere karşı önlemlerle “yolsuzluğun arz yanı” ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Bu faaliyetler, yolsuzlukla mücadele uzmanlarından oluşan Uluslararası Ticari İşlemlerde Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubunun yönetiminde, OECD Komiteleri, uluslararası girişimler sivil toplum ve özel sektör ile yakın işbirliği içerisinde yürütülmektedir. Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi (Convention On Combating Bribery Of Foreign Public Officials In International Business Transactions) Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, OECD’nin Uluslararası Yatırım ve Çokuluslu Şirketler Komitesinin (CIME- Commitee On International Investment and Multinational Enterprises) Uluslararası Ticari İşlemlerde Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu tarafından yapılan çalışmalar sonucu tamamlanmış ve 17 Aralık 1997 tarihinde Paris’te yapılan Bakanlar düzeyindeki toplantıda üye ülkeler tarafından imzalanmıştır. Türkiye, Sözleşmeyi 1 Şubat 2000 tarih ve 4518 sayılı Kanunla onaylamıştır. 02 Ocak 2003 tarih ve 4782 sayılı Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi İçin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile de iç mevzuatta gerekli değişiklikler yapılarak Sözleşmeye uyum sağlanmıştır. Sözleşme aktif rüşvetle ilgili olup, pasif rüşvetin cezalandırılması her ülkenin kendi mevzuatına bırakılmaktadır. Sözleşmede rüşvet; "uluslararası ticaretin yürütülmesinde bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi ve muhafazası gayesiyle resmi görevlerin ifası zımnında hareket etme veya hareket etmekten kaçınması için, yabancı bir kamu görevlisine kasıtlı olarak doğrudan veya aracılar vasıtasıyla hak edilmemiş para veya diğer yararlar önermek, vaat etmek veya vermek” olarak tanımlanmıştır. Ayrıca rüşvet verme amaçlı teşebbüs veya suç ortaklığının da rüşvet suçunu teşkil ettiği kabul edilmiştir. Yabancı Kamu Görevlisi ise “Yabancı bir ülkede, seçilmiş ya da atanmış olsun, yasama, idari veya adli bir görevi uhdesinde bulunduran, bir kamu kurum ya da kuruluşu da dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamu görevi ifa eden her şahıs ve uluslararası bir kamu kuruluşunun memur veya görevlisi” şeklinde tanımlanmıştır. Sözleşme, aşağıda belirtilen hususlarda düzenlemeler içermektedir:
Kamu İdaresi ve Yönetişime İlişkin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Programı (OECD Programme on Public Management and Governance - PUMA) Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, misyonunun bir gereği olarak, kamu idaresi programı(PUMA) aracılığıyla etkin, verimli ve şeffaf devlet yapıları oluşturabilmeleri ve varolan yapıyı güçlendirmeleri konusunda devletlere yardımcı olmaktadır. PUMA, devletlerin kamu sektörünü nasıl organize ettiği, nasıl yönettiği ve devletlerin karşı karşıya kalması muhtemel yeni değişimleri nasıl teşhis ettiği konularında çalışmalar yapmaktadır. PUMA üye ve ilgili ülkeleri, üst düzey politika belirleyicilerinin gündeminde olan yönetişimle ilgili hızlı değişimlerin belirlenmesi konusunda desteklemek amacıyla araştırmalar yapmaktadır. Buna ek olarak üye ülkelere, devletler ve toplumlar arasındaki ilişkiler, yeni teknikler, uygulamalar ve yeniliklerin yararlarının anlaşılması konularında yardım sağlamakta ve bunu ülke değerlendirmeleri, karşılaştırmalı analizler ve değerlendirme ölçütleri ile gerçekleştirmektedir. PUMA’nın temel fonksiyonlarından biri, kamu sektörünün yönetişimi ve idaresini değişen kapasite ve şartlara uydurma amacıyla, fikir alışverişini mümkün kılan bir forum yaratmaktır. PUMA komitesine ek olarak, ulusal bütçe yöneticilerinin, yüksek düzeyde devlet memurlarının, başbakanların ve bakanların ve düzenleyici reformlar ile insan kaynakları yönetiminden sorumlu kıdemli yöneticilerin katıldığı özel çalışma grubu toplantıları da düzenlenmektedir. PUMA Asya, Afrika, Orta ve Doğu Avrupa ve Latin Amerika bölgelerinde konuyla ilgili ülkelerle ve Avrupa Birliği, IMF gibi uluslararası kuruluşlarla çalışmalarını arttırmaktadır. Buna ek olarak PUMA, kaynakları tekelde toplama ve bilgi paylaşımı alanlarında da faaliyet göstermektedir. PUMA, özellikle yeni pazar ekonomileri ve gelişmekte olan ekonomiler ile OECD’nin iyi yönetişim ile ilgili tecrübelerini paylaşmaktadır. Orta ve Doğu Avrupa Ülkelerinde Yönetişimin ve İdarenin Desteklenmesi Programı (SIGMA- Support for Improvement in Governance and Management in Central and Eastern European Countries) OECD ve Avrupa birliğinin ortak bir inisiyatifi olan SIGMA, geçiş sürecinde olan ülkelere merkezi hükümet düzeyinde kamu yönetiminin geliştirilmesi konusunda tavsiyelerde bulunmaktadır. SIGMA, 15 ülkeye kendi amaçlarına yönelik hizmetler veren iki takımdan oluşmaktadır. Takımlardan biri Orta ve Doğu Avrupa’daki 10 Avrupa Birliği aday ülkesine mali kontrol, dış denetim, kamu hizmeti ve Avrupa Birliği İkili Programı (twinning programme) konularında tavsiyelerde bulunmaktadır. Diğer takım ise Balkanların batısında bulunan ülkelere kamu kurumlarının güçlendirilmesi, bütçe, hazine ve vergi alanlarına verilmesi gereken önem, mali kontrol, dış denetim, kamu hizmeti ve idari reform konularında tavsiyelerde bulunmaktadır. SIGMA’nın “Aday Ülke Takımı”, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Latviya, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’ya hizmet verirken “Batı Balkanlar Takımı” Arnavutluk, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya ve Yugoslavya’ya tavsiyelerde bulunmaktadır. Bütün ülkelerde SIGMA’nın amacı:
SIGMA, OECD’nin politika üreticilerine kamu yönetimi ile ilgili bilgi ve uzman analizleri sağlayan ve kamu sektörü yöneticilerinin birbirleri ile ilişki kurmasını ve tecrübelerini birbirlerine aktarmasını kolaylaştıran Kamu Yönetimi Bölümü’nün bünyesinde faaliyet göstermektedir. IMF BÜNYESİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR Mali Saydamlık İle İlgili İyi Uygulamalar Kodu IMF Yönetim Kurulu Geçici Komitesi, Eylül 1996'da sürdürülebilir küresel büyüme ortaklığını benimsediğinde iyi yönetişimin önemini vurgulamış, Eylül 1997'de Hong Kong SAR toplantısında da bu ilgisini tekrarlamıştır. Mali saydamlığın iyi yönetişime çok büyük katkısı olduğu ve küresel bir dünyada, makro ekonomik istikrar ve yüksek kalite odaklı büyümenin gerçekleştirilmesinde mali saydamlığın büyük önem taşıdığı belirtilmiştir. Komite, IMF üyesi ülkelerin Mali Saydamlıkla İlgili İyi Uygulamalar Kodunun uygulanmasını teşvik etmektedir. Kod, şu temel hedefler üzerine kuruludur:
1. Rollerin ve sorumlulukların açık olması, 2. Bilginin kamuya açık olması, 3. Bütçe hazırlama, uygulama ve raporlama süreçlerinin açık olması, Parasal ve Mali Politikalarda Saydamlık Üzerine İyi Uygulamalar Kodu (1996) Uluslararası para ve mali sistemin yapısının güçlendirmesi çerçevesinde, Geçici Komite, Nisan ve Ekim 1998’deki Tebliğleri ile ilgili kurumlarla işbirliği içinde Fon’u parasal ve mali politikalar için bir saydamlık uygulamaları kodu geliştirmeye çağırmıştır. Fon, Uluslararası Ödemeler Bankası(BIS) ile birlikte ve merkez bankalarından finansal kurumlar, ilgili uluslararası ve bölgesel örgütler ve seçilmiş akademik uzmanlardan oluşan bir temsilci grubu ile danışma içinde "Parasal ve Mali Politikalarda Saydamlık Üzerine İyi Uygulamalar Kodu"nu geliştirmiştir. Bu Kod, Fon tarafından geliştirilen ve Nisan 1998’de Geçici Komite tarafından onaylanan Mali Saydamlıkta İyi Uygulamalar Kodu ile paralellik arz etmektedir. Parasal ve Mali Politikalarda Saydamlık Üzerine İyi Uygulamalar Kodu, parasal politikaların yönetilmesinde merkez bankaları için, mali politikaların yönetilmesinde ise merkez bankaları ile diğer mali kurumlar için arzu edilen saydamlık uygulamalarını tespit etmektedir. Kod'un amaçları açısından saydamlık; uygulanan politikanın hedeflerinin, hukuki, kurumsal ve ekonomik çerçevesinin, parasal ve mali politikalarla ilgili gerekçelerin, verilerin ve bilgilerin ve kurumların sorumluluklarının koşullarının anlaşılabilir, ulaşılabilir bir çerçevede ve tam vaktinde kamuya ulaştırıldığı bir ortama karşılık gelir. Bu nedenle, Kod’da listelenen saydamlık uygulamaları, DÜNYA BANKASI BÜNYESİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR “YOLSUZLUK: İSTİKRARLI VE ADİL KALKINMAYA BİR ENGEL” BAŞLIKLI BİLDİRİSİ Dünya Bankası, kurulduğundan beri, borç verdiği fonların tasarlanan amaçlar doğrultusunda kullanılmasını ve mal ve hizmetlerle ilgili sözleşmelerin saydamlık ve etkinlik kriterleri çerçevesinde oluşturulmasını istemektedir. Ancak günümüzde Banka, bunun da ötesine giderek yolsuzluk ile mücadele etmeyi isteyen hükümetlere destek sağlamakta ve desteklediği programlarda yolsuzlukla mücadele üzerinde önemle durmaktadır. Banka'nın “Yolsuzluk: İstikrarlı ve Adil Kalkınmaya Bir Engel” başlıklı Bildirisi, yönetimin iyileştirilmesi ve yolsuzlukla mücadelede dört temel alan belirlemektedir; iktisat politikası reformu, kurumsal reform, güvene dayalı kontrol ve çok taraflı ortaklık. ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK ÖRGÜTÜ (TRANSPARENCY INTERNATIONAL-TI) 1993 yılında kurulan ve çalışmalarını, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yolsuzlukla mücadele ve bu konuda devletlerin artan sorumluluğuna adayan Uluslararası Şeffaflık Örgütü, yolsuzluğu; "özel kazançlar elde etmek amacıyla kamu sektörünün kullanılması" olarak tanımlamaktadır. Örgüt'ün kullandığı Yolsuzluğu Algılama Endeksi(CPI-Corruption Perception Index), yolsuzluğu değil yolsuzluğun algılanmasını ölçmekte olup kamu gücünün özel çıkarlar için kötüye kullanımı, kamu işlemlerinin yürütülmesinde rüşvet alma, kamuya ait fonların zimmete geçirilmesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Her yıl yayınlanan endekse göre, on (10) puan o ülkede yolsuzluğun hiç görülmediğine, sıfır (0) puan ise o ülkenin tamamen yozlaşmış olduğuna işaret etmektedir. Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yolsuzluğu Algılama Endeksi'nin yanı sıra Rüşvet Veren Ülkeler Endeksi(BPI- Bribe Perception Index) hazırlamakta olup önde gelen ihracatçı ülkeleri, şirketlerinin yurt dışında ödedikleri rüşvet algılamalarına göre sıralamaktadır. Transparency International'in Türkiye temsilcisi 29 Mayıs 1996 tarihinde kurulan Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği'dir. YOLSUZLUK KARŞITI AĞ (ANTI CORRUPTION NETWORK)
Ekim 1998’de kurulan Yolsuzluk Karşıtı Ağ, kamu sektöründe yolsuzluğun azaltılması ile ilgili tarafların, yolsuzlukla mücadele programları hakkında bilgi değişiminde bulunabileceği, bölgesel, yarı-ulusal ve ulusal girişimlerin işbirliği içerisine girebileceği bir forumdur. Çalışmalarını özellikle Doğu Avrupa ve eski SSCB ülkeleri üzerine odaklayan Ağ'a, Arnavutluk, Bulgaristan, Estonya, Macaristan, Letonya, Polonya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna dahildir. Ağ faaliyetlerinin koordinasyonu ve izlenmesi Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, OECD, IMF, Dünya Bankası, Avrupa Kalkınma Bankası (EBRD), Soros Vakfı, Uluslararası Şeffaflık Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi örgütlerden oluşan bir “Yönetici Grubu (Steering Group)" tarafından yürütülmektedir. Yolsuzluk Karşıtı Ağ, ulusal ve uluslararası düzeyde yolsuzlukla mücadele programlarında kaydedilen gelişmelerin gözden geçirilmesi, OECD Sözleşmesi ve tavsiyelerinin uygulanması için destek sağlanması, yolsuzluk karşıtı programlara destek sağlayan ulusal ve uluslararası örgütler arasında işbirliği ve sinerjinin teşvik edilmesi çalışmalarını yürütmektedir. Öte yandan kamu üretimi, kamu denetimi, adli sistemin güçlendirilmesi, sivil toplum ve kamu sektörü mali reformu gibi alanlarda özel faaliyetlerde de bulunmaktadır.
EKONOMİK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA TEŞKİLATI (OECD) Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlisine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi Ekonomik kalkınmayı zaafa uğratan ve uluslararası rekabet koşullarında sapmaya yol açan rüşvetin son yıllarda özellikle uluslararası ticari işlemlerde yaygın hale gelmesi bu konuda uluslararası alanda önlem alınmasının zorunlu hale getirmiştir. Bu kapsamda kabul edilen ilk uluslararası belge 27 Mayıs 1994 tarihli “Uluslararası Ticari İşlemlerde Rüşvetin Önlenmesi Konusundaki OECD Tavsiyeleri”dir. Söz konusu belge, 1997 yılında gözden geçirilerek genişletilmiş ve aynı yıl “Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Sözleşmesi” kabul edilmiştir. Şubat 1999’da yürürlüğe giren Sözleşmeye Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 30 OECD üyesi ülke ve yedi OECD üyesi olmayan ülke taraftır. OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi, uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlisine rüşvet teklif ya da vaat edilmesi ya da verilmesi (aktif rüşvet) ile mücadeleye ilişkin hükümler içermektedir. Ülkemiz, OECD “Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi”ni 17 Aralık 1997 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme 01.02.2000 tarihinde kabul edilen ve 06.02.2000 tarih ve 23956 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4518 sayılı Kanun ile onaylanmıştır. Sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesi ve mevzuatın sözleşmeye uyumunu sağlamak amacıyla 02.01.2003 tarih ve 4782 sayılı Kanun, 11.01.2003 tarih ve 24990 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeyi imzalayan bütün ülkeler yabancı kamu görevlilerine verilen rüşvetin önlenmesi, tespit edilmesi, soruşturulması ve kovuşturulması ile ilgili olarak Sözleşme ile getirilen hükümleri uygulamayı taahhüt etmektedirler.
|
||
|
Kullanım Şartları | Copyright © 2008 MASAK T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı
|
||