Strazburg Sözleşmesi
AKLAMA SUÇU
AKLAMANIN AŞAMALARI
AKLAMA YÖNTEMLERİ
ULUSAL MÜCADELE
ULUSLARARASI MÜCADELE
TİPOLOJİLER
KRONOLOJİ
Masak Online Hizmetler Masak Akademi Hizmeteri Masak Faaliyet Raporları Masak Rehber Arşivi BT Modernizasyon Programı
 
Strazburg Sözleşmesi
 


SUÇ GELİRLERİNİN AKLANMASI, ARANMASI, ZAPT EDİLMESİ VE MÜSADERE EDİLMESİ HAKKINDA AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (Strazburg Konvansiyonu - AK Sözleşmesi 141)

Suçtan gelir elde edilmesinin önlenmesi amacıyla, suç gelirlerinin müsadere edilerek aklanmasının önlenmesi ve ayrıca bu amaçla uluslararası işbirliğinin sağlanmasına yönelik olarak, Avrupa Konseyi tarafından 08.11.1990 tarihinde “Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Sözleşme” kabul edilmiştir. Sözleşmenin hazırlanmasının temel nedeni, uluslararası bir sorun haline gelen ağır suçlarla mücadelenin en iyi yolunun suçluların suçtan elde ettikleri gelirden mahrum ederek bu suçları tekrar işlemelerinin önlenmesi ve bu konuda uluslararası işbirliğinin tam olarak sağlanmasıdır.

Sözleşmenin 1(e) maddesinde öncül suç tanımlanmıştır. Buna göre “öncül suç”; işlenmesi sonucunda kazanç elde edilen ve Sözleşmenin 6'ncı maddesinde tanımlanan aklama suçlarının birisinin konusu olabilecek herhangi bir cezai suç’’tur. Sözleşmenin 6'ncı maddesinde, tüm suçlardan elde edilen gelirlerin aklanmasının suç sayılacağı öngörülmüş olmakla birlikte hangi suçlardan elde edilen gelirlerin aklama suçunun öncül suçu olduğunu belirleme konusunda devletlere çekince koyma serbestisi tanınmıştır. Buna göre, Sözleşmeye taraf devlet çekince koymadıkça, tüm suçları öncül suç olarak kabul etmiş sayılacaktır.

Sözleşme uyarınca taraf devletler, suçtan elde edilen gelirlerin veya suçta kullanılan malvarlığının ya da bunlara eşdeğerdeki malvarlığının müsadere edilebilmesi için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır. Bununla birlikte taraf devletlerin hangi suçların bu hüküm kapsamında bulunduğunu bildirme yetkisi bulunmaktadır. Yani taraf devlet, uygun görmesi durumunda, tüm suç gelirleri için değil kendi belirlediği bazı suçlardan elde edilen gelirler için bu Sözleşmeyi onaylayabilir. Sözleşme uyarınca, müsadereye tabi gelir ile kastedilen, suçtan elde edilen gelirin yanı sıra söz konusu gelirlere ulaşılamaması halinde bunlara karşılık gelen malvarlığıdır.

Sözleşme gereğince taraf devletler, müsadereye tabi malvarlığının tespitini ve takibini yapabilmek ve bu malvarlıklarının elden çıkarılmasını veya nakline yol açan herhangi bir muameleyi önleyebilmek için iç hukuklarında gerekli olan yasal düzenlemeleri yapacak ve diğer tedbirleri alacaktır.

Sözleşmede, uluslararası işbirliği konusunda ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre; müsadere amacıyla ceza kovuşturması veya adli kovuşturma başlatan diğer bir taraf devletin talep etmesi halinde, her bir taraf, daha sonraki bir aşamada müsadere talebine konu olabilecek veya böyle bir talebi karşılayabilecek şekilde ticaretinin, nakledilmesinin veya elden çıkarılmasının önlenmesi için malvarlığının dondurulması veya zapt edilmesi gibi gerekli geçici tedbirleri iç hukukunun izin verdiği ölçülerde yerine getirecektir. Bununla birlikte, Sözleşmenin 13'üncü maddesi ile getirilen “müsadere yükümlülüğü” uyarınca; sözleşmeye taraf olan diğer bir Devlet tarafından, ülkesinde bulunan suç kaynaklı gelirlerin veya vasıtaların müsaderesi talebini alan taraf Devlet;

a) Bu gibi gelirler veya vasıtalarla ilgili olarak talep eden Taraf mahkemesi tarafından verilen müsadere kararını uygulayacak; veya

b)
Bu talebi, bir müsadere kararının alınması için kendi yetkili makamlarına sunacaktır ve bu şekilde karar alınması halinde uygulayacaktır.

Talep edilen Taraf tarafından müsadere edilen malvarlığı, ilgili taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, talep edilen tarafın kendi iç hukukuna göre kullanılacaktır.

Sözleşmede yardım taleplerinin hangi gerekçelerle reddedilebileceği de belirtilmiştir. Örneğin; talebin ilgili olduğu suçun siyasi veya mali olması, istemin yerine getirilmesinin talep edilen tarafın temel hukuk prensiplerine aykırı olması, istemin yerine getirilmesinin, talep edilen Tarafın egemenliğine, güvenliğine, kamu düzenine ya da diğer temel menfaatlerine zarar vermesi olasılığının olması durumunda talep reddedilebilecektir.

Sözleşme uyarınca her bir taraf, yaptıkları talepleri diğer bir tarafa iletmek ve kendilerine yapılan taleplere cevap vermek veya bunları yetkili makamlara iletmekle sorumlu olacak bir merkezi makamı veya makamları tayin etmekle yükümlüdür. Bu hükümle, karşılıklı yardımlaşmanın daha hızlı ve etkin bir şekilde ve bir takım formalitelere tabi olmaksızın gerçekleştirilebilmesi amaçlanmıştır.

Strazburg Konvansiyonu, Türkiye tarafından 27 Eylül 2001 tarihinde imzalanmış ve onaylanması 16 Haziran 2004 tarihli ve 5191 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur.